Aralık 19

İST-İKAMET-İTALYA

 
bütün bu yazacaklarım içimdeki yolculuğa aittir. yolculuğumdaki bütün kişiler hayal mahsulü olup, gerçek hayatla hiçbir ilişkisi yoktur :) çünkü bu benim hikayem… 
 
babası denizci olan küçük bir kız çocuğunun ilk öğreneceği şeylerden biridir, dünyanın kocaman bir yer olduğu. gitmesek de görmesek de diye başlayan şarkılar gibi “orada bir dünya var uzakta”. 
 
işte ben oraya ne zaman gitmeye karar verdim. 
Bu yolculuktan önce gitmiş olduğum ülkeleri saymıyorum çünkü onlar turistlik amaçlı gidilmiş, rehberlerle ülkelerin en güzel yerleri gezilmiş; mutlu anılar ve güzel hediyelerle vatana dönülmüştü. ben şimdi içime doğru başka bir yolculuğa,gerçekten hayatım boyunca beklediğim yolculuğa çıkıyorum. tek başıma, koşulsuz, beklentisiz, olacak herşeyi şimdiden sevgiyle kabul ederek ben kendimle olmaya gidiyorum. 
 
İstanbul’da doğdum, bu kocaman ve adı aşk diye de bilinen şehirde büyüdüm… bir şehir ne kadar güzel ne kadar gerçek ne kadar acımasız olabilir burada bildim. sanırım şehirlerin de ruhları var, bizler gibi. dolayısıyla bazı yerlerde kendimizi daha ait, daha huzurlu hissedebiliyoruz. istanbul’un ruhunu biliyorum. şimdi kendi ruhumu başka bir ruha taşımaya hazırlanıyorum. İtalya’ya, sanatın tam kalbine…
 
çocukken ne olacaksın dediklerinde ya yazacağım, ya çizeceğim dedim. sonuçta çizgi ile, kalem ile bir ilişkim olacaktı kesin. ve ben belki de güzel olan şeylere, hayallere, görmeye, meraka, yaratıcılığa olan tutkumdan dolayı güzel sanatlar okumayı yani çizmeyi seçtim. ama şimdi çizim yolculuğumu anlatabilmek için de yazıyorum :)
 
Neyse çok da ufaklıktan başlamayalım, orası ayrı karışık bir ruh dünyası. oldukça hülyalı bir kız çocuğunun dünyası.
 
yıl 2013… 
 
Mezun olduğum okul Marmara Üniversitesi güzel sanatlar fakültesinde master yapmaya başlandı. azimliyim, iyi bir akademisyen olabilirim ve durmadan deli gibi çalışıyorum. hayatımın bütün koordinatlarını belirlemiş, kendimi güvenceye almak istercesine planlar yapılmış, yelkenler rüzgara karşı çekilmiş; hiçbirşeye bakmadan tam gaz gidiyorum. 3 senedir bana bilinçaltı ve enerji çalışmalarına başlamam ve kendimi keşfetmem için yalvaran çocukluk arkadaşım kadim dostum Seda’nın bütün söylemlerini kulak arkası ederek ilerliyorum ya da öyle sanıyordum. bir akşam Seda ile otururken çantasından bir kitap çıkardı, kitap delisi olan benim için oldukça janjanlı bir cildi olan kitap ilgimi çekti. tam da Seda’nın bana bahsettiği konularla ilgili olan bu kitabı alma isteği uyandı içimde -ki- bugüne kadar bir tane bile bu tarz kitap almamış ve verilenleri de okumamış biri olarak. kitabı internet üzerinden sipariş edip gelmesini de heyecanla bekledikten sonra kitap elime ulaşınca yine bir okuma isteği oluşmadı içimde. bir süre diğer kitapların arasında yerini aldı. sanki kitabı elime almam için başıma gelmiş gibi sert bir olay yaşadığım bir gün artık ağlamaktan halim kalmayınca, yataktan çıkmaya da tahammülüm olmadığından fakat kafamı da dağıtmazsam duvarlara vuracağıma inandığımdan kitap okuyayım dedim ve elime bu kitabı aldım nihayet. çokca sayfa geçtikten sonra (kitapta sarmaya başladı beni) şöyle bir cümle ile karşılaştım:
 
– …aslında neden bahsettiğimi ve beni nelerin beklediğini de bilmiyordum. Sadece içimdeki bir ses, “Haydi! Yürü Esra!” diyordu. 
 
evet o gün tam anlamıyla kalkıp yürümedim ama doğruldum ve “ben kimim?” sorusunun cevabını bulmak üzere bir yola çıkmaya karar verdim ve Seda’nın çalışma tekliflerini kabul ettim. şimdi tam da bu noktada herşeyi halletmiş biri olarak yazmıyorum, sadece korkularının ne olduğunu bilen ve onları temizleyerek kendi iç dünyasına yol açmaya çalışan bir kadın olarak hikayemi paylaşıyorum. bu biraz İstanbul-İtalya günlüğü, biraz neden bu kadar çok gitmek istediğimi anlayamayan arkadaşlarıma bir not, hem de deneyimlerimi paylaşıp anılara dönüştürebileceğim sade basit bir hikaye. Onu özel yapan benim hikayem olması. çünkü bende herkes gibi eşsiz ve biriciğim.
 
04 kasım 2013 ptesi