Şubat 9

ANDY WARHOL

 

 

Andy_Warhol_by_Jack_Mitchell
Andy Warhol

 

“Herkes bir gün 15 dakikalığına ünlü olacaktır” sözünü duymuşsunuzdur. Pop Art’ın parlak çocuğu Andy Warhol’un öngörüsü diyorum ben buna. Pop Art dediğimizde aklımıza gelen ilk isim. Seneler evvel İstanbul’daki bir sergisinde orjinal eserlerini görme şansım oldu, daha sonra bir kaç sergisine daha rastladım ama sanırım gezdiğim en kapsamlı Andy Warhol sergisi İtalya’nın Pisa şehrinde düzenlenendi. Zira orda ilk defa kısa filmlerini izleme şansım da oldu. Geçen zaman içerisinde farkettim ki bir Andy Warhol uzmanı olmasam da ona yakın bilgiler toplamışım hayatı ve eserleriyle ilgili. Çok ilginç detaylar taşıyor tüm hayat hikayesi. Hastalıklı ve çirkin fiziği yüzünden hayatı boyunca sağlıksız bir ruh halinin içine bürünen Andy aynı zamanda çoğu kez yüksek egosuna yenik düşmenin zararlarını da görmüş. Çeşitli yazılardan derlediğim bir biyografisini paylaşacağım sizinle. Bu uzun zamandır yazmayı düşündüğüm bir yazıydı, sanırım sabah elime sergi bileti geçince artık bu işareti görmezden gelemedim. Fakat yazıdan önce ilgi duyacak olanlara “Factory Girl” filminden bahsetmek istiyorum. Andy’i anınca birazda Edie Sedgwick’ten bahsetmek gerekir ama sanırım o da ayrı bir yazı konusu olacak kadar enteresan bir hikaye. Bu film Edie’nin hikayesi olsa da merak edenler için Andy’nin “Fabrika” adını verdiğini atölye ortamını yansıtması, aynı zamanda dönemin bir çok ünlü sanatçısı ile olan etkileşimini, insanların hayatlarına dokunma biçimini anlamanız açısından da önemli bence. Andy ile olan ilişkisinin Edie’nin hayatının önemli bir kısmını şekillendirdiğini düşünürsek belki filmi izlemek bu iç içe geçmiş iki hayatı keşfetmeniz için bir fırsat olabilir.

14B-The-Original-Factory-Girl

 

 

İşte kendi hayatını da tam Pop Art’a yakışacak şekilde yaşayıp, tüketen Andy Warhol’un hikayesi…

20. yüzyılın en önemli sanatçılarından biri olan Warhol, Pittsburgh’da son derece yoksul Warhola ailesinin çocuğu olarak dünyaya geldi. Oldukça çekingen ve içine kapalı bir yapıya sahip olan Andy, parasızlık yüzünden oyuncak alamadıkları için annesinin onu yönlendirmesi ile resim yapmaya başladı. 8 yaşında St. Vitus’un dansı adı verilen ve kasların istem dışı sallanması hastalığına yakalanan ve aynı zamanda cildi de pençe pençe olan Andy arkadaşlarının onunla dalga geçmesi yüzünden onlarla iletişim kurmak yerine onları izlemeyi ve yalnız kalmayı tercih etti ve saatlerce resim yapmaya başladı. Böylece sanat kariyerine doğru ilk adımları atmış oldu. Çok dindar olan annesinin onu her pazar katolik kilisesine götürmesiyle aslında oldukça dindar yetişmiş Andy’nin aklı bir yanda da Hollywood’ın ışıltılı hayatındaydı ve o zamanlar ünlü olmayı kafasına koymuştu. Üniversite okurken yine o çekingen tavıra sahip olan Andy, etrafında işine yarayacak her şeyi gözlemler ve günün her saatini çalışarak değerlendirir, her şeyi artan hırsının bir parçası haline getirmek isterdi. Kız arkadaşlarının yanında bulunmaktan çok zevk alan ancak erkeklere ilgi duyan Andy, bunu hep gizli tuttu. Andy’yi aşkından daha fazla ilgilendiren şey ünlü olmaktı. New York’ta bazı dergilere illüstrasyon yaparak başladı, derginin metin editörü yanlışlıkla soyadının sonundaki a’yı çıkarınca Warhol olarak kaldı ve kendisi de bu ismi çok sevdi.

Andy’nin zarif ve zeka dolu çizimleri 1950’lerde onun başarıya ve hayatında ilk kez çok paraya ulaşmasını sağladı. Birden zengin olmasıyla, çocukluğundan beri arzuladığı gibi elit sosyal ortamlara girdi ama içinden acı çekiyordu çünkü cildi kötüleşiyor ve saçı dökülüyordu. 50’li yılların sonuna doğru burun ameliyatı oldu, lekeli cildi için yüzlerce ilaç denedi ve peruk takmaya başladı. Görünümü konusundaki güvensizliği, yeni yeni incelemeye başladığı eşcinsel dünyasında daha da arttı. Bu dünyada güzellik çok önemliydi. Eşcinsel barlara sık sık gidiyor ama gerçek ilişkilere girecek kadar kendini açamıyordu.

1960’ların başında Amerika’nın yakaladığı ekonomik başarı, toplumda tüketim ürünlerine aşırı bağımlılık oluşturmuştu. Andy Warhol bu kültürel tartışma konusuna Temmuz 1962’de açtığı Campbell’s konserve çorbaları sergisiyle doğrudan girdi. Warhol sıradan bir objeyi aldı ve ona sanat dedi. Sanata ve tüketim kültürüne aynı anda devrimci bir bakış sağladı. Mutfağındaki objeleri kitsch’e dönüştürerek sanat dünyasında bir yıldız oldu. İzleyenleri sergilerine akın ettiler ve yapıtlarını kapıştılar. Daha sonra Andy tıpkı çocukluğunda yaptığı gibi, gözlerini Hollywood’a ve günün pop sanatçılarına çevirdi. Trajik kahramanları neredeyse dini sembollere dönüştürerek halkın ilgisini kazandı. 

Sanatçı, insanlara olmasada olan ancak bir nedenle, onlara vermenin iyi bir fikir olduğunu düşündüğü şeyleri üretendir.
Sanatçı, insanlara olmasada olan ancak bir nedenle, onlara vermenin iyi bir fikir olduğunu düşündüğü şeyleri üretendir.


1963’e gelindiğinde Andy Warhol’un mutlu olması için birçok neden vardı. Arkadaş çemberi ve hayranlarının sayısı giderek büyüyordu. İşleri iyi satıyordu ve harcayacak çok parası vardı. Böylece kendine küçük bir film kamerası aldı ve çocukluğundan beri tutkusu olan sinemayı denemeye karar verdi. Felsefesi çok basitti: en sıradan faaliyetlerin üzerinde odaklan, onlar çok ilgi çekici hale gelene kadar. Birçok eleştirmenin aklı karıştı, filmleri gereksiz ve anlamsız buldular. Her zamanki gibi Andy tüm kuralları yıktı. Çoğu kez kamera doğru odaklanmamıştı, senaryo ve kurgu yoktu.

Warhol’un küçük yıldız fabrikası ve dur durak bilmeyen sanat yapımı 1960’ların ortalarında Amerika’daki canlılığı ve ayaklanışı yakalamıştı. Hatta fabrika’nın içinde atmosferi yaratan bir grup bile vardı. Velvet Underground. Popüler kültürde neredeyse herkes Andy Warhol’un çılgın büyü ve karmaşa laboratuarının bir parçası olmak istiyordu.

Zihninin kocaman bir boşluk olduğunu söylüyordu. Sadece diğer insanlardan fikir alıyordu. Bu nedenle Fabrika’nın kapısı hep açıktı, onunla paylaşacak fikri olan herkes girebilsin diye. 1967 yılı sonunda Warhol çevresine çarpıcı bir grup insan toplamıştı. Yaratıcı anarşistler, travestiler, uyuşturucu bağımlıları fabrika’nın çılgın ve kaotik dünyasında buluşuyor, özgürce dolaşıyordu. Warhol ise pasifti, durum kontrolden çıktığında da ne durumu ele almak istedi ne de bunu yapabildi. 1968 yazında 39 yaşındaki Andy Warhol, Fabrika’sının parçalanmasını izlemişti.

Valerie Solanas adlı bir kadını “ben,bir erkek” filmi için angaje ettiğinde kendisinin de Fabrika’dan çıkmasına neden olacak adımı atmış oldu.
Hayatın sanatı taklit ettiği korkunç bir durumdu. Solanas filmde erkeklere karşı nefreti sürekli kaynayan, radikal bir feministi oynuyordu ama rol yapmıyordu. 3 haziran 1968’de 32 kalibrelik bir silahla Fabrika’ya girdi ve Warhol’un direkt göğsüne ateş etti. Ameliyatta Andy’nin göğsü açıldı ve kalbine masaj yapıldı. Buna rağmen aynı gün Warhol klinik açıdan ölmüştü, acil müdahale ile doktorlar onu hayata geri döndürdüler. Bu halde 4 hafta geçirdi. Gazete küpuru: aktris Andy Warhol’u vurdu, yazdı. Valerie Solanas Warhol’u vurduğunu itiraf etti. Cezası üç yıl psikiyatrik hapishanede kalmak oldu. Çok zor bir ameliyattan 2 ay sonra Warhol hastaneden çıktı ama değişmişti. Yaşamının geri kalanını belinde sıkıntı veren bir korseyle geçirmek zorundaydı.

066-andy-warhol-the-red-list
Yüzey göründüğü gibi değildir, çünkü yüzeyde kabul, yüzleşme ve sorgulama birleşir.
c00fed1ea473b275e75ac7116694810d
Fantezi aşk gerçek aşktan kat kat daha iyi. O işi hiç yapmamak çok heyecan verici. En heyecan verici çekimler, hiç birleşmeyen iki zıt kutup arasında.

Sanat dünyasındaki yerini tekrar kazanmak için birkaç kışkırtıcı iş yaptı. Örneğin 1976’da yaptığı kafatası ve travesti serileri gibi. Ancak amerikalı eleştirmenler pop’un prensinin gerçekle bağlantısını kaybettiğini söylüyorlardı.

Andy gelecekte herkesin 15 dakikalığına dünyaca ünlü olacağını söylemişti ama kendi 15 dakikası çok daha uzun sürüyordu. Ve ünlü olmak, onun en büyük tutkusu gibi görünüyordu.

1987’nin başlarında Warhol’un kronik sağlık sorunları giderek kötüleşti. Şubat’ta bir gece kulübündeki moda defilesinde zorla gülümsüyordu. Son yemek adlı son işini bitirmek için kalan tüm enerjisine ihtiyacı vardı. Bu sergi onun son yıllardaki en büyük başarılarından biri oldu. Arkadaşlarına hastanelerden çok korktuğunu, girerse sağ çıkamayacağına inandığını söylüyordu. Son yemek sergisinin açılışından sadece birkaç hafta sonra mide sancıları o kadar kötüleşti ki hemen New York hastanesine kaldırıldı. Safra kesesi alındı. Ancak bir daha hiç uyanmadı. Sabah 5:30 da kalp krizi geçirdi, kurtarma çalışmaları sonuç vermemişi ve 6:31 de pop’un kralı ölmüştü.

Ölüm hakkında Warhol şunları dedi: ” ben ölüme inanmıyorum çünkü birinin öldüğünde sadece üst mahalleye gittiğini düşünüyorum. Bloomingdales’e gidiyorlar ve geri dönmeleri biraz daha uzun sürüyor”.

Marilyn Monroe
Marilyn Monroe

 

Benim biletim.
                                               Benim biletim.