Nisan 29

SERÜVEN

Uzun aralardan sonra genelde gelir, kısa bir yazıyla durum bildirir kaçarım ama bu sefer durum farklı.

FullSizeRender-1

 4-11 Mayıs tarihleri arasında düzenlenecek olan 3.Uluslararası İzmir Sanat Bienali’ne katılan sanatçılardan biriyim.

Bienalin başlığı – kavramsal çerçevesi “Sınır/sız/lık”.

Minyatür kitap sanatı olması sebebiyle genelde hikayeler üzerine kurulur, Batı sanatı ise kavramlar. Ben Doğu sanatı eğitimi almış birisi olarak anlatım dilimi Batı’ya çevirdim. Bir minyatürü minyatür yapan tekniklerden taviz vermeden sadece kompozisyon ve anlatım diliyle bir kavram üzerine kurmak sancılı bir süreç. Uzunca bir zamandır bu sancıyla kıvranıyorum; okuyorum, çiziyorum, bakıyorum, anlamaya çalışıyorum ama bir yola girdim sanıyorum. Benim için yeni bir serüvenin başlangıcı bu. Yeni malzemeler, yeni kağıtlar, yeni diller…

Bienal kavramsal çerçevesi belli olunca açıkcası ilk önce nereden başlayacağımı bilemedim. Gökyüzü, yeryüzü, deniz, bulutlar derken ne zaman kafam karışsa başvurduğum yola başvurdum yine. Sadeleştim. En bildiğim hikayeye gitmeye karar verdim, olayın özüne indim. Yani kendime. Öyle ya, bildiğim tek sınır ve sınırsızlık kendimle yaşadığımdı. Çizebiliyor olmak yaşadığım noktada ya da bilmediğim başka noktalarda kendimi sınırsız kılabildiğim tek yol, tek biçim. Minyatür için oldukça büyük sayılabilecek bir ebada düşüncelerimi, duygularımı sığdırmaya çalıştım ve eser çerçeveye girip, sanatseverin önüne çıktığı zaman en zor sorudur; sanatçı burada ne anlatmak istemiş? 

Anlatım biçimini, çizgilere ve renklere döken sanatçı için onu kelimelerle ifade etmek belki de üretmekten çok daha sancılıdır. İşte tam bu noktada zekasına, anlayışına ve kalemine güvendiğim sevgili Lütfi Usluer kelimeleri ile bana destek verdi. Öylesine güzel bir yazı yazdı ki, ben fazla uzatmayıp yazıyı ve eserin bir kaç görselini sizlerle paylaşacağım. 

IMG_1037

 SERÜVEN 

“İnsanın tarih ve doğa sahnesindeki serüveni, aynı zamanda onun sınırlarla kurduğu ilişkinin de serüvenidir. Onun, bu serüven içinde önüne çıkan her bir engel, eskisini koparıp bir yenisini kurmak zorunda olduğu her bir bağ ve ilişki, adımlamak zorunda olduğu her bir basamak, bir sınırın aşılıp bir başka sınıra gelmesinin de bir ifadesidir. 

Bu açıdan, insanı sınırları olan bir varlık olarak tanımlamak mümkündür. İnsan sınırla başlar ve sınırla biter. Ölüm, insanın altı en kalın çizgilerle çizilmiş kadim bir sınırı olarak doğa ve tarih içindeki serüvenine mühürlenmiş bir gerçekliktir.

Bu serüven, bu açıdan ele aldığında trajik olarak düşünülebilir. Ne var ki, her madalyonun farklı bir yüzü olabileceği gibi, her serüvenin de bir başka öyküsü var olabilir. 

İşte bu öyküde insan, evrenin en uzak noktasına ulaşabilecek yollar, araçlar bulabilir. Yerçekimini yenebilir, binlerce tonluk yapıları inşa edebilir, doğayı değiştirip dönüştürebilir. Kendi varlığını henüz değilse bile; düşüncelerini, sorularını milyonlarca yıl öncesine ve sonrasına  gönderebilir. Bunu bazen sayılarla, kelimelerle; bazen makinalarla, aletlerle; bazen de çizgiler ve renklerle, desenler ve figürlerle yapar. 

Belki de, o başka öyküyü, kendi öyküsünü yazabildiği için insandır. Bu öyküde, deniz ve uzay el ele verir; kağıttan gemiler, engin dalgalarda ve uzay derinliklerinde yolculuk yapar. 

Ve yine belki de,  bu başka öykülerden birinde, sınırla başlayan ve sınırla biten insan, sınırsızı arayan, ona en azından ulaşmak için çaba sarf eden, meraklı, özgür ve zamana meydan okuyan bir “çocuk”tur, elinde fırçası, sırtında laleleri ile…”

thumb_IMG_1152_1024
imzam
IMG_0984_1024
eser detayı

 

 
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

IMG_0468
70 x 100 cm. 2015