Şubat 17

BÜYÜMEK HİÇ AKLIMDA YOKKEN…

"Oysa küçük kara balık hasta değildi, onun bambaşka bir derdi vardı. Bir sabah erkenden, daha gün doğmadan, küçük kara balık annesini uyandırdı: 'Anneciğim, seninle konuşmalıyım' dedi. Annesi, uyku sersemliği içinde: ‘Acelen ne sevgili yavrum?’ diye sordu ‘Önce sabah gezintimizi yapalım, sonra konuşuruz.’ ‘Olmaz anne, artık ben bu gezintilere çıkmak istemiyorum. Buralardan gideceğim.’ ‘Sabahın bu erken saatinde nereye gideceksin yavrum?’ ‘Bu derenin bittiği yeri merak ediyorum’ diye karşılık verdi. ‘Ah anne, bu soru beni aylardır düşündürüyor. Derenin nerede bittiğini öğrenmem gerek. Bugüne kadar bu soruya bir karşılık bulamadım. Geceleri gözüme uyku girmiyor. Sürekli bunu düşünüyorum. Kararımı verdim anne, gidip derenin nerede bittiğini öğreneceğim. Orada neler var, başka yerlerde neler var, görmek bilmek istiyorum’. ”
“Oysa küçük kara balık hasta değildi, onun bambaşka bir derdi vardı. Bir sabah erkenden, daha gün doğmadan, küçük kara balık annesini uyandırdı:
‘Anneciğim, seninle konuşmalıyım’ dedi.
Annesi, uyku sersemliği içinde:
‘Acelen ne sevgili yavrum?’ diye sordu ‘Önce sabah gezintimizi yapalım, sonra konuşuruz.’
‘Olmaz anne, artık ben bu gezintilere çıkmak istemiyorum. Buralardan gideceğim.’
‘Sabahın bu erken saatinde nereye gideceksin yavrum?’
‘Bu derenin bittiği yeri merak ediyorum’ diye karşılık verdi. ‘Ah anne, bu soru beni aylardır düşündürüyor. Derenin nerede bittiğini öğrenmem gerek. Bugüne kadar bu soruya bir karşılık bulamadım. Geceleri gözüme uyku girmiyor. Sürekli bunu düşünüyorum. Kararımı verdim anne, gidip derenin nerede bittiğini öğreneceğim. Orada neler var, başka yerlerde neler var, görmek bilmek istiyorum’. ”

Bloga ilk başladığım zamanlar Çizme Hikayeleri başlığının altında beni anlatacak, tanımlayacak bir cümleye ihtiyacım vardı ve ben onu “bir şeftali bin şeftali” masalında buldum. Kendisi enteresan bir hikayenin kahramanı olduğu halde bir sürü masal, hikaye yazmış İranlı bir yazar Samed Behrengi’de.

 
1939 yılında yoksulluk içinde başlayan hayatını eğitime adayan yazar, öğrenimi tamamladıktan sonra öğretmen olup başka çocukların hayatlarına tüm imkansızlıklar içinde hayal gücü ve cesaret katmış. 
 
Halkın dilinde dolaşan masalları ve söylenceleri derleyip yeniden yazmış. Tabi bunların yanı sıra kendi yazdığı masal ve hikayeleri de mevcut. Tüm bu yazdıkları her ne kadar çocuklar için gibi görünse de aslında büyükler içinde yazılmış eserler gibi gelir bana hep. Üstelik büyüdükçe masallara daha çok ihtiyacımız olduğuna inandığımdan. 28 yıllık kısacık hayatını tam bir adanmışlık olarak tanımlayabiliriz Behrengi’nin. Eğitime, çocuklara, kitaplara… Birbirinin içinden geçen, birbirine sıkıca bağlı kavramlara. 
 
Yaşadığı dönemde yönetime Şah Rıza Pehlevi’nin gelmesiyle birlikte Samed Behrengi’de ona karşı tutumunu belirlemiş ve hatta yazdığı masal ve hikayelerle baş kaldırmaya çalışmıştır.
 
28 yaşında Aras nehrinde ölü bulunan yazarın yüzerken boğularak öldüğü söylentilerinin yanı sıra siyasi söylem ve düşüncelerinden dolayı zamanın yönetimi tarafından suikasta uğrayarak öldürüldüğü de iddia edilmektedir. 
 
Ne enteresan ki bütün dünyanın onu tanımasına sebep olan bizde 12 Eylül Darbesi zamanında yasaklanan ve İran’da hala yasaklı kitaplar arasında bulunan İtalya’nın Bologna  şehrinin kitap fuarında “en iyi çocuk kitabı yazarı” ödülünü alan Küçük Kara Balık adlı kitabıdır. 
 
Ben hep Küçük Prens’e karşılık Küçük Kara Balık’ı tercih edenlerden oldum. Sonunu kendi kafamda kurduğum özgür ruhlu, cesur, meraklı ve ona verilen dünyası hep çok dar gelen bu minik balığı içselleştirmem hiç de zor olmadı. 
 
Eğer hiç bir Behrengi masalı okumadıysanız yaşınız kaç olursa olsun, kendinize bir şans tanıyın. İnanın içlerinde sizin içinizdeki çocuğa hitap edecek bir cümle mutlaka bulacaksınız. 

tumblr_md6g05Aky91qepqxwo1_500