Ocak 20

BİR VARMIŞ HİÇ YOKMUŞ

IMG_9806

genelde biz tıngır mıngır annemizin beşiğini sallarken gökten üç elmanın düştüğü, iyilerin daima kazandığı, bütün prenslerin yakışıklı, bütün prenseslerin göz alıcı güzellikte olduğu, en korkutucu canavarların bile yakışıklı kahramanların gazabına uğradığı, herkesin sonunda hakkını aldığı ve “sonsuza dek mutlu yaşadılar” cümlesiyle biten tek edebiyat türüdür masal.

ve aslında herşey o son cümleden sonra başlar.

benim neredeyse hiç masal kitabım olmadı dolayısıyla masal okuyan biri de. ilkokulda “cin ali” serisinden sonra bir kaç ufak kitap ve oradan sanırım direkt büyüklerin dünyasına geçiş yaptım. sadece şimdiki harry potter’lara benzeyen bir hikaye kurgusuna sahip kumaş ciltli bir kitap hatırlıyorum ve onu defalarca okuduğumu. belki masal kitaplarının eksikliğinden komşunun bahçe duvarına yaslanıp camdaki bebeği saatlerce izlemem. anlatılan herşeyin zihnimde görüntüsünü oluşturmam.

çirkin ördek yavrusunun bir kuğuya dönüştüğünü çok geç öğrendim ben. kırmızı başlıklı kızın heyecanlı hikayesini, pinokyo’nun uzayan burnunu. yedi cüceler elmayı ısıran prensesi camdan bir tabuta koyunca anladım ben tabutun sadece tahtadan olamayacağını. 

fazlasını sayamam bile çünkü benim bir masalım olmadı. ben duymadım ki rapunzel’i saçlarımı uzatayım. 

çok mu önemli derseniz? önemli ya elbet. 

masallarda kazanır iyiler daima, adalet hep yerini orada bulur, kuleden prensesi ancak yakışıklı bir prens kurtarabilir. sonsuza dek sadece orada mutlu yaşanabilir. 

pekala; bizim evdeki halılar hiç uçamadı, annemin isini silmek için ovaladığı gaz lambasından dileklerimi yerine getirecek sevimli bir cin hiç çıkmadı. kabak tatlısını sindirella’nın arabasının güzelliğini görmedim diye belki pek sevmem. ben hayatta yolumu kaybettiğimde ekmek kırıntısı dökmem gerektiğini hiç bilemedim.

kazık kadar olduğum zaman bir dizide “bana bir masal anlat baba” cümlesini ilk duyduğumda neden içimin bu kadar burkulduğunu büyüdükçe anladım. benim babam bana hiç masal anlatmadı çünkü hiç yoktu ben çocukken, benim babamın kendisi masaldı. 

bu masal susuzluğundan belki de 1001 gece şehrazat’ın bıkmadan anlattığı masalları duyunca hayatımda en kıskandığım kadınlardan oldu. yerinde olmak istediğim tek kahraman. 

hala severek kayboluyorum masal kitaplarının içinde. severek alıyorum kendime. duanın dünyayı ayakta tutması gibi masalın bir çocuğun dünyasını ayakta tuttuğuna inanıyorum. çocuklar zaten herşeye inanmaya daha müsait, bizden daha güçlü oldukları için bizim sanırım onlardan daha fazla ihtiyacımız var masallara. içimizde bir masal taşımaya. mecnun’un leyla için, kerem’in aslı için çektiğini unuttuğumuzdan tahammülsüz olduk ilişkilerimizde belki de. pinokyo gibi burnumuz uzamadığından birbirimize yalan söylemekten hiç çekinmedik. o ayakkabı bir sürü kızın ayağına olabileceği için aranmadı hiç külkedisi. 

bu yüzden ben hala uçmayı düşleyen bir bulutum. sürekli su alan küçük bir kağıt gemi.

söz; bir masala rastlayınca tutunacağım hatta belki büyüyünce bir masal olacağım.