Aralık 2

PANDORA’NIN KUTUSU

8740318edfaf55098e0305d23342b2f5

 

bazen yaşadıklarımız anı olup bir boşluğa uçuyor sanıyoruz, 

bitince,

acısı geçince,

hafifleyince kokular,

görüntüler,

artık daha az can yakar olunca kayıplar,

özlemden direği sızlayan burun yeniden temiz bir havayı solumaya başladıkça hayata karışıyoruz.

dünle giden herşey anı oluyor artık.

bilinçaltımızda bir çekmeceye yerleşiveriyorlar. sonra belki bir gün ansızın bir müzikle, bir kokuyla, bir görüntüyle ya da bir karşılaşmayla açılıyor çekmecelerden biri.

hayaletler gibi savruluyor anılar etrafa. bu sersemletici savruluş biraz durulunca bir aynanın önünde duruyorsun gibi. kaç yıl geçtiyse aradan o kadar yıl duruyor aynayla aranda. 

akıp giden hayatın sanki sen şu anda bir anı olarak hatırlayasın diye yaşanmış gibi.

anlık duyguları tarif etmek zor da olsa buruk bir gülümseme hep dudağının kenarında duruyor. hatırladıkça baktığın fotoğraflardaki sen değilsin sanki.

o mektupları senin ellerin yazmadı.

o yolları sen gitmedin.

hiç yoktu sanki bu yolculuk.

zihnimizde yarattık bu hikayeyi ama oysa gözlerine bakınca daha derine; tanıdık gelen bir şey var. işte ordan anlıyorum sahiciliğini. sonra ellerin belki biraz daha büyümüş, yaşlanmış, biraz saçların değişmiş, biraz vücudun. sesin bile olgunlaşmış olabilir. ama gözlerin olduğu gibi duruyorlar. gülümseyince anladım… 

sonra sen bakıp “hiç değişmemişsin” diyorsun.

birisi yıllar öncesinden gelip size aynı olduğunuzu söylüyor. gözlerimin kenarları kırışıyor oysa. ellerimdeki damarlarım belirginleşiyor. bir kaç kilo aldım belki de. boyamazsam inanmazsın ama beyazlar düşmeye başladı saçlarıma. bazı hikayelerde yıprandım ben. uzun yollar yürüdüm. görüşmediğimiz süre zarfında ben çok yürüdüm.

şimdi gözlerine bakınca aynı yerde kalmış olmayı diliyorum.

gençliğin en büyüleyici yıllarında.

henüz daha cümlelerime keşkeler eklenmemişken.

ben hayatın bu kadar boş olduğunu anlamamışken.

sorumluluk denen şeyleri sırtımıza bir yük olarak bindirmemişlerken. 

henüz her gün, her gece yatarken hayal kurabildiğim zamanlarda kalmış olmayı diliyorum. 

küçük bir kutuyu açıyorum.

artık adresi bana bile ait olmayan bir eve adıma gönderilmiş mektuplar, fotoğraflar…

açıp okumaya başlıyorum, daldığım derin düşünceleri gülümsemeler bölüyor. seviniyorum. kurduğum hayallerimi hatırlıyorum.

hayatta en çok sadık kalmaya çalıştığım servetim.

hayallerim.

kaç ev değiştirdim, o kutu, o anı çekmecesi benimle sürüklenmiş ordan oraya.

beynimdeki kaseti bir kalem yardımıyla geriye sarıyorum. kopuk yerler var, unuttuğum insanlar. ağzımdan “tabi yaaa” cümlesi istemsizce dökülüyor bazen. bir puzzle’ın kayıp parçalarını yeni birleştirir gibi anlıyorum herşeyi. keşke kokuları da bir şişeye doldurma şansımız olsaydı. uzaklaştığımı farkettiğim her anıdan sonra kendimi özlemek durağında beklerken buluyorum. biliyorum bu satırlar, bu gün, bu duygu, hepimiz yarın bir anı olacağız yeniden. belki de bütün çaba o bilinçaltı çekmecelerinde bir yer edinmek, birinin hayatına kocaman bir çizgi çekmek. silik, hatırlanmayacak bir görüntü olmaktansa orda capcanlı kalmak. 

hatırlayabildiğim her şey için şükrediyorum.

pişman değilim.

ben zaten bunları anı olsun diye yaşadım.