Ağustos 22

YUKARI BAK

 
 
size bu satırları yalnız oturduğum evimden, sessizliğin içinden yazıyorum.
 
bir cuma akşamı…
 
tuhaf bir işaret peşimde geziyor bugün sanırım. öğlen bir animasyon film izledim. 2009 yapımı “nine (9)”… şöyle başlıyordu film:
 
“büyük bir potansiyelimiz vardı, büyük umutlarımız. fakat yeteneklerimizi ve zekamızı ziyan ettik. gözlerimizi kör eden teknolojik rekabet hazin sonumuzu hızlandırmaktan başka bir işe yaramadı.
dünyamız sona yaklaşıyor ama yaşam sürmeli…”
 
aslında insanın teknoloji ile mücadelesini bu filmi izlerken düşünmeye başladım. elimizde ne vardı önceleri, bu kadar imkan yokken? ne yapıyorduk? 
 
ipadler, laptoplar, akıllı telefonlar, skypelar yokken diyorum. dünya daha büyük bir yerdi bizim için ama bizlerde daha büyüktük. umutlarımız, sevinçlerimiz kadar kocaman. daha gerçektik sanki. neye elimizi uzatsak tutabiliyorduk. 
 
peki daha mı doğruyduk, daha dürüst?
photoshop hayatımıza girmeden bir yüzümüz mü vardı?
kaç telefon numarasını ezbere biliyoruz ya da kaç doğumgününü? akıllı bir takım aletler bizim yerimize notlar alıyor nasıl olsa. 
 
bir sürü sosyal alanı kullanıyoruz, buna bende dahilim. onaylanarak kendimize küçük sevinçler, egolar yaratıyoruz ama o kadar balon ki hepsi çarçabuk sönünce hemen yeni bir heves gibi başka şeylere sarılıyoruz. 
 
hadi biz biraz 80’ler 90’lardan gelip milenyuma girdik. muhakeme edecek kadar ikisini de yaşadık. sobalı evden sıcacık kalorifer peteklerine, jetonlu ankesörlü telefondan akıllı telefona geçtik. son şanslı nesillerdeniz. 
yeni nesil bunları hiç bilmiyor. ellerine, ayaklarına bağlı teknoloji denilen bir pranga ile doğdu onlar. yarışmak kaderlerinde var. hayat onlara kolaylıklar sağlıyor gibi görünse de daha zor olduğu kesin.
 
şimdi iğneyi kendime batırıyorum.
bu satırları, arkadaşlarımla konuştuğum yani sosyalleştiğimi sandığım yalnız bir akşamdan yazıyorum. kafamı çevirince kedimden başka kimseyi görmediğim sessiz evimden. ben anlatmayacağım size ne çaresiz olduğumuzu. az evvel izlediğim bir video anlatacak. zira bende pek ahkam kesecek durumda değilim.
 
bu arada facebook kullanmadığım için (şükürler olsun bugüne kadar hiç kullanmadığım ender şeylerden biri) ben videoyu yeni gördüm ve doğrusu hoşuma gitmekle birlikte bir “aahhh” dedim içimden. sizinle de paylaşmak istiyorum ve lütfen izledikten sonra sevdiğiniz birilerini arayın ve sesini duyun hatta imkan varsa gidin ve direkt sarılın.