Temmuz 11

ŞEFFAF ÇİZDİM BEN ZATEN KENDİMİ

 
 
eğer sanatla uğraşıyorsanız, yaralarınızın bir miktar açıkta olmasını göze almanız gerekiyor. 
çıplak bir şekilde ortada kalmayı, herşeyin biraz kalbinize, aklınıza yük olmasına alışmanız gerekiyor. 
 
eğer sanatla uğraşıyorsanız “duygusal saf” olmayı kabul etmeniz gerekiyor. 
 
“şeffaf çizdim ben zaten kendimi”
 
ve yıllarca da bunu iyi bir şey olarak düşündüm. hesapsız, kitapsız olduğu gibi. 
 
sanatla uğraşıyorsanız biraz tutkulu olmayı bilmeniz gerekiyor. 
duygularınızı yüksekte taşımanın ağır bedelini yüklenmeniz gerekiyor. 
melankoli denilen hastalıkla doğmuş olmayı kabul etmek gerekiyor.
nefesinizin sıklıkla kesilmesine alışmanız gerekiyor. 
 
üretme süreci; kalbe sancı, herşey düşünce oluyor. 
ince ayrıntılar burun direğinizi sızlatıp geçiyor. 
bir şarkı, bazen bir film, bir fotoğraf, bir anı, bir görüntü, bir resim, bir şiir… birinde takılı kalıveriyorsunuz. çoğu insanın bakıp geçtiği şeylere içten sızlıyorsunuz. “ah” en çok kullandığınız kelimelerden oluyor.
 
tüm bunları yaşarken yaralarınızı kapatmayı, çevrenize yüksek duvarlar örmeyi unutuveriyorsunuz çoğu zaman. tutkuyla anlattığınız heyecanlarınız karşınızdakine bütün yaralarınızı gösteriyor. üfler sandığınız insanlar bazen bastırıyor. 
 
bu yüzden mi Nazım Hikmet, Abidin Dino’ya “Mutluluğun Resmi’ni yapabilir misin?” diye sordu. sanatçı sıkıntılı bir varlık olduğundan mı?
 
sanatla uğraşıyorsanız, onu yaşam biçiminiz yapmak zorundasınız. aksi taktirde günlük koşturmacanın içinde, müsait zamanlarda; sıkıştırıp, yapabileceğiniz bir şey değil. ilham gelirken randevu vermiyor. uykunu bölüyorsa eğer kalkacaksın. 
 
sanatla uğraşıyorsan eğer, ilham geldiğinde hazır olda durmayı bileceksin. ona kendini bırakıp, teslim edeceksin. tüm ruhunu ele geçirecek, seni kemirecek mümkünse süründürecek ama sonunda yüzünü güldürücek.
 
yaralarım ve ben diyordum. bir rüzgara karşı fazla açıkta durmuyor muyuz?
şeffaflığım, karşımdaki insanlara beni görme şansı vermiyor mu ki içimden öylece geçip giderken beni görmüyorlar. 
 
insanın illa canının yanması için bir duvara mı çarpması gerekiyor. ne tuhaf!
 
boya badana zamanı…
 
şeffaflığımı, güzel bir gülüşe boyuyorum. iyi bir gülümseme pek çok şeyi örter. 
oysa ben en çok kabuğunun ardını gördüğüm insanlara saygı duyuyorum. 
oysa ben en çok, en güzel gülen insanların hikayelerini merak ediyorum.
 
ama bir gün bir insan gelsin; benim hislerimi çimdiklesin ve ben bütün örtülerimden arınıp; yine çıplak, yine şeffaf kalayım istiyorum.