Mayıs 21

EĞER…

hadi bugün herşeyden vazgeçelim.
 
evet yanlış duymadınız, savaştığınız, çırpındığınız, yırtındığınız, üzüldüğünüz hatta belki de sevindiğiniz.
 
vazgeçmek iyidir zaman zaman. 
ağıza kötü bir kelime gibi dolsa da, sırtınızdaki gereksiz yükleri ansızın yolun orta yerine bırakıverip rahatlamak gibidir. hafifleyince koca bir nefes dolar içinize. 
 
şimdi derin bir nefes alıp, bütün yüklerinizi yavaşça yere bırakın, sonra kafanızı kaldırıp gökyüzüne bakın. taze bir nefes alma zamanı.
 
“arının kaderinde bal yapmak varsa, hiç mi bala ihtiyacı yok?”
 
-eğer oraya gitmemiş olsaydım
-eğer onunla tanışmamış olsaydım
-eğer o arkadaşını getirmemiş olsaydı
-eğer babam denizci olmasaydı
-eğer daha geç doğsaydım
-eğer daha erken doğmasaydım
-eğer yalnız yaşamasaydım
-eğer zezé bana gelmeseydi
-eğer o söylenenlere kulak asmasaydım
-eğer güzel sanatlar okumasaydım
-eğer yüksek lisansa başlamasaydım
-eğer italya’ya gitmeseydim
-eğer taşınmasaydım
-eğer, eğer eğer….
 
ne mi yapıyorum? kaderimi yazmaya çalışıyorum. bana güldüğünü bile bile. şarıl şarıl akan bir suyun ağzına ellerimi koysam da yönünü değiştiremeyeceğimi, değiştirsem de nereye akıp gideceğine karar veremeyeceğimi bilsem de çabalıyorum. 
 
halbuki bir sabah uyanıp, bambaşka bir hayata yattığım bir gecem oldu benim. 
 
ne kadar hesap edersem edeyim, hep bir detayı gözden kaçırdığım olaylar silsilesi.
 
kader…
 
bir bebeğin anne karnında 40. gününe vardığında ruhunun üflendiği ve kaderinin yazıldığı söylenir. şimdi böyle düşününce madem herşey belli neden çırpınıyorum gibi bir soru gelmesin sakın aklınıza. evet; ne kadar çırpınırsak çırpınalım suyun yolunu bulduğu doğru, herşeyin olacağına vardığı. kader diyoruz buna. bazı insanlar tesadüf…
 
tolstoy soruyor:
-“insana ne verilmemiştir?”
 
ve şöyle cevaplıyor hikayesinde:
-” insana neye ihtiyacı olduğunu bilme yetisi verilmemişti.” 
 
bir sabah uyandığınızda akşam ölecek olduğunuzu bilseniz yaşamak ister misiniz?
 
ya da aşık olduğunuz kişinin 5 sene sonra bir trafik kazasında sakat kalacağını bilseniz yine de aynı aşkla sever, ister, ona bakmayı kabul eder misiniz?
 
çocuğunuzun sakat doğacağını bilseniz yine de hamile kalmak için çırpınır mısınız?
 
çok çalıştığınız halde sınavı kazanamayacağınızı bilseniz yine de girer misiniz?
 
sonradan pişman olacağınızı ve özleyeceğinizi bilseniz, bırakır mısınız sevdiklerinizi?
 
sanırım bütün bunların içinde insanın tek ısrar ettiği duygu aşk. sonunda üzüleceğini, yenileceğini, kalbinin kırılacağını bilse bile içine girmekten tereddüt etmediği tek duygu aşk. neden? çünkü onu aklıyla seçmiyor. aklın, mantığın erdiği her yerde insan yukarıdaki ihtimallerin hiçbirini seçmek istemezdi. o kadar olgun, o kadar erdemli ve o kadar tevekkül sahibi değil çünkü insan. nefsi, zaafları var. onu ayakta tutan kocaman bir umudu var.
 
“önceleri Tanrı’nın insana sırf yaşasınlar diye can verdiğini sanıyordum; artık diğer nedenlerini de biliyorum.
 
anladım ki Tanrı insanların ayrı yaşamasını istemiyor; bu yüzden tek tek neye ihtiyaçları olduğunu açık etmiyor. beraber yaşamalarını istediğinden hepsine kendileri ve diğerlerinin neye ihtiyacı olduğunu gösteriyor.
 
insanlar sadece kendi hayatları için kaygılandıkları, kendilerini kolladıkları için yaşar sanırdım, oysa onları yaşatan tek şey sevgiymiş. seven insan Tanrı’nın, Tanrı da onun içindedir, çünkü Tanrı sevgidir.”
 
bizi insan yapacak, içimize merhamet tohumları ekecek vasfımız sevgi. o yüzden tüm bu ihtimalleri ve hayatın saniyenin binde biri bir anda herşeyi gerçekleştirebileceğini bilerek, tüm gücümüzle, tüm insanlığımızla sadece sevmeliyiz. önyargılardan uzak, cisime atfedilen anlamlardan arınmış, öze bakarak, kabuğun ardını görerek, onun da sizin gibi sade bir insan olduğunu kabul ederek var gücümüzle sevmek.
 
nereden geldim bu konuya bu sabah?
 
dün gece kaderin ağlarını ördüğü ve mutlu sonla taçlandırdığı güzel bir film izledim. ama neden bilmiyorum sabah uyandığımda güneşimi bir parça bulut örtmüştü. 
mutlak mutlu sonlara değil, mutlu an’lara inandığımı farkettim. binlerce plan yapıp hayatıma iyi bir kader çizmeye çalışırken kaderin bana güldüğünü biliyorum. endişeleniyorum zaman zaman, korkuyorum ama sonra “korkunun ecele faydası yok” diyorum. bazı kelimelerin kalbimin üstünü çizdiği günler. 
kelimeler ve çizgilerle kayboluyorum.
 
duruyorum,
sabrediyorum,
düşünüyorum,
dinliyorum,
çiziyorum,
okuyorum,
izliyorum
ve
bekliyorum…
 
o yönünü bulmak için akan su var ya, hayatım o benim.
bazen durulsam da çağıldıyorum.