Nisan 29

KARANLIKTA DİYALOG

gözden uzak olan gerçekten de gönülden uzak olur mu? 
ya da 
göz görmeyince gönül katlanır mı?
“benim eskiz çalışmalarımdan”
 
“Karanlıkta Diyalog” görme engellilerle empati kurabileceğiniz, dünyanın bir çok yerinde yapılmış bir etkinlik. Bizde de Gayrettepe Metrosunun çıkışında kurulmuş olan özel alanda, görme engelli rehberiniz eşliğinde yaşayabileceğiniz enteresan bir deneyim. Önyargılarınızı gerçekten de kapıda bırakmanız gerekiyor içeri girerken. Cep telefonu, saat gibi her türlü ses ve ışık barındırabilecek eşyalarınızı da dışarıdaki kilitli dolaplara koyarak, elinize verilmiş bir bastonla içeri giriyorsunuz. Öyle bildiğimiz girince alışılır bir siyahlık değil, bildiğiniz daha doğrusu bilmediğimiz bir karanlık…
Görme yetinizin dışarıda kaldığını düşününce diğer yetilerinize abanıyor vücut. İlk evvela sese duyarlılığınız artıyor ve normaldeki seslerin hepsini misliyle duyduğunuz muhakkak. Ve dokunma; elleriniz bir anda gözleriniz oluveriyor, herşeyi dokunarak tanıyorsunuz. Labirent gibi bir alandan rehberinizin sesi ve sopanız eşliğinde ilerlerken İstanbul’un türlü sesleriyle karşı karşıya geliyorsunuz. Bir tramvaya binip Taksim Meydanı’na gitme, bir vapura binme, bir ATM’den para çekme, karşıdan karşıya geçme, sinema da film izleme gibi çeşitli tecrübelerle karşı karşıya gelip bir körün ne hissettiğini anlamaya çalışıyorsunuz. Lakin şu bir gerçek ki; neyin neye benzediğini biz bilebiliyoruz, kanat çırpan kuş sesini duyduğunuzda siz onu hayal edebiliyorsunuz ama doğuştan kör biri gerçekten de bütün önyargılardan arınmış sadece hayal ediyor. Oranın güvenli bir simülasyon alanı olduğunu ve yaklaşık 2 saat sonra çıkıp gerçek dünyanıza döneceğinizi biliyor olmanın bir güvenini, rahatlığını taşıyorsunuz içinizde. Ya o karanlıktan hiç çıkılmasa… Her gün yaptığımız rutinleri o insanların da yapmak zorunda olduğunu, onların da aynı hayatı yaşadığını düşünün. O zaman hayat bize ne  kadar kolay değil mi?
 
Film izlemek garip hissettiğim anlardan biriydi. Konuşmaları duyuyorsunuz evet ama konuşma olmayan yerlerde birinin size tasvir yaptığını düşünün yani o sahneyi anlatıyor. İşte tam animasyon bir filmde komik efektleri görememenin eksikliğini duydum. Çünkü daha önce izlediğim ve çok eğlendiğim bir çizgi filmdi ama bu sefer gülemedim.
 
Bir ara sürekli gözlerimi kırpmak fazlasıyla yorucu geldi ve kapadım gözlerimi tekrar açtığımda bir fark olmaması öyle anlatılmaz bir duygu ki. Kocaman bir boşluk gibi. Orada sabah uyandığım an geldi aklıma. Gözlerimizi açıp pencereden giren güneşi selamladığımız, benim Zezé’yi gördüğüm, hatta sevdiğimiz insana dönüp gülümseyip günaydın dediğimiz sabahları…Ne çok şeye uyanıyoruz her sabah. Ve ben son zamanlarda mutsuz uyandığım sabahları düşünerek ne gereksiz bir şey yaptığımı anladım. Yarın sabah şükrederek uyanacağım.
 
Sonra koklamak; misal bir meyveyi elinize aldığınızda kokusundan tanımaya çalışmak.
 
Braille alfabesi,oldukça merak ettiğim bir konuydu. Bu konuda bilgi almak ve harfleri tanımaya çalışmak en keyifli kısımlardan biriydi ama şunu söyleyebilirim ki hiç de kolay değilmiş. İyi bir hafıza ve biraz matematik gerektiriyor sanırım.
 
Rehberimiz 41 yaşındaki Hayati bey bizim için içeride gerçekten “hayatî” bir önem taşıdı. Oldukça sıcakkanlı biriydi ve bütün deneyimi çok keyifli geçirmemizi sağladı. Hiç görmediğiniz birine sesiyle güvenmek enteresandı gerçekten. Size dokunmasından rahatsızlık duymuyorsunuz. Başka türlü bir duygu bu çok da tarif edilemez. Görmediğiniz birine elinizi hemen uzatıveriyorsunuz. Tuhaf bir güven duygusu.
 
En son bölümde bir kafeye giriyorsunuz. Bara yaklaştığımda müzik sesini ve hoşgeldiniz sesini duyunca bu da bir simülasyon mu anlamadım ve oradaki beye “siz gerçek misiniz?” dedim. Elimi sıkıca tuttu ve “işte” dedi. Birlikte güldük, sonra çay ve kek siparişi verdik ve masaya oturduk. Rehberimiz de bizimle birlikte sohbete oturdu. Orada sormak istediğimiz bir sürü şeyi sorduk, anlamaya çalıştık. Rasim’de ben de oldukça rahattık içeride, sohbet su gibi aktı. Ben rehberimize hiç aşık olup olmadığını sordum. “Oldum” dedi ve anlattı, neden ayrıldığını, neden evlenmediğini… O an birini görmeden sevmeyi düşündüm, kesinlikle daha inanılır ve güvenilir olduğu bir gerçekti. Dokunma ve koklama yetiniz öylesine tavan yapıyor ki, karşınızdakinin duygularını sadece ses tonuyla anlayabiliyorsunuz ve dolayısıyla saçının rengi, yüzünün tipi anlamını yitiriyor. Siz gerçekten bir kalbe vuruluyorsunuz. 
 
Hayati beye, güven duygusunu sordum. Elbet ülkemiz körler için çok da muhteşem tasarlanmış yollara ve alanlara sahip değil hatta bir sürü saçmalıkla karşı karşıyalar. Peki ne yapıyorlar bu durumda? Bizim gibi insanlara sorarak ilerliyorlar yani koşulsuz güveniyorlar. Bizi paranoyak yapan bir sürü duygudan arınmış durumdalar. Daha temiz bir kalp gibi görünüyor değil mi? İşte tam bu duyguyla Rasim kör birinin asla kötü olamayacağı sonucuna varmaya çalışmıştı ki, rehberimiz reddetti. “Hayır kör biri de seri katil ya da kötü olabilir” dedi. Sonradan görme yetisini kaybetmiş birini düşünün o öfke ve hırçınlık psikolojisini belki başka taraflara çekebilir. Anlaması çok güç…
 
Sanki bütün kilit soruları sormuşuz gibi uzun bir sohbetten kalkıp ışığa çıktık ve rehberimizi gördük :) Albino hastasıydı ve bundan dolayı görme yetisini kaybetmiş ama son derece güleryüzlü, şahane bir adamdı. Sonra dönüş yolunda bir sürü rutinle bir sürü soru geldi aklıma. “Aaaa bunu sormayı unuttum” gibi. Yani bu insanlarla ciddi bir vakit geçirmeden bir sürü detaya hakim olamayız bunu anladım.
 
Orası yerleştirilmiş güvenli bir alan; ona rağmen ilk evvela yürürken temkinli ve ufak adımlarla ilerliyorsunuz. Yavaş yavaş kendinize güven duymaya başladığınızda adımlarınızda hızlanıyor ama onlar İstanbul gibi karışık, karmaşık, kimsenin kurallara riayet etmediği, üstelik onlar için hiç bir şartın hazırlanmadığı bir şehirde yaşıyorlar. O insanlar için gözlerinizi dört açın demeyeceğim, kalplerinizi açın. Hem de çok açın.
 
Hugo Simberg’in “Yaralı Melek” tablosu.1903
 
Geçen seneden beri görme engelliler için gönüllü kitap okumayı istiyordum ama hep hayatın getirdiği gereksiz bazı bahanelerle bugüne kadar geldim fakat çıkış da tam da bu konuyla ilgili broşür ve bilgi verilince hemen başvurdum, şimdi deneme kaydı için çağırmalarını bekliyorum. Üstelik Hayati beyin bunun için çok uygun bir ses tonum olduğunu söylemesi beni hem çok sevindirdi hem de yüreklendirdi. Okuyacağım ilk kitap için inanılmaz bir heyecan duyuyorum. Birinin hayal dünyasına sesimle resimler çizeceğim. Benim gözlerim onun hayal dünyası olacak.
 
Karanlıkta Diyalog şimdilik 6 Mayıs’a kadar deneyimlenebilir. Sanırım talep olursa orada kalmayı düşünüyorlar. Her ne olursa olsun, 2 saat kurulu bir alan bile olsa önyargılarınızı kapıda bırakıp, bu dünyaya bir adım atmayı deneyin. Gönül gözünüzde bayram etsin.